TÜRKİYE'NİN ANTİK KENTLERİ
 
DOĞU AKDENİZ | İÇ ANADOLU - BATI KARADENİZ
TÜRKİYE'NİN ANTİK KENTLERİ

Sanal Mimarlık Müzesi bu sergisinde araştırmacı yazar Yaşar Yılmaz’ın 3,5 yıl boyunca  tek tek yerinde inceleyip, fotoğrafladığı  118 antik kentten seçkiler sunuyor. Yazarın  “Türkiye’nin Antik Kentleri” adlı sergiye kaynaklık eden kitabı Türkçe ve İngilizce olarak iki ayrı dilde YEM Yayın tarafından 2014 yılında yayımlandı.Antik kentler, kısa süreli yolculuklarla birbirine bağlanabilecek bir ulaşım düzenine ve topoğrafyaya uyarak, sekiz bölgede alfabetik olarak sıralanıyor. “Marmara” bölgesi ile başlayan kitapta, Ege bölgesi “Ege”, “İç Ege”, “Güneybatı Ege”; Akdeniz bölgesi ise “Batı Akdeniz”, “Orta Akdeniz”, “Doğu Akdeniz” olarak üçer bölüme ayrılırken, “İç Anadolu – Batı Karadeniz” ise sekizinci bölgeyi oluşturuyor.                                                                                                                                                                         Tarih ve Arkeoloji severler için hazırlanan bu sanal antik kent turunda keyifli seyirler..



Anadolu antik kentler yönünden oldukça zengindir. MÖ 2000’lerin başındaki Hitit metinlerini göz önüne alırsak, yaklaşık 4.000 yıllık yazılı kaynaklara sahibiz. Anadolu’nun Asya ile Avrupa arasındaki köprü konumu onun tarihsel zenginliğinin ana etkenlerinden biridir. Bu coğrafyada görülen şaşılası eskilikte ve farklılıkta tarihi yerler başka bir coğrafyada pek görülemez. Anadolu MÖ 9600 yılına tarihlenen, dünyada keşfedilmiş en eski yapıyı Göbekli Tepe’de barındırırken, Hattilere, Hititlere ait MÖ 2000’lerden kalma antik kentleri Orta Anadolu’da, ilkçağın ünlü antik kentlerini de Ege sahillerinde barındırır. Çatalhöyük kazılarından önce uygarlıkların dönüm noktası olarak Mezopotamya kabul ediliyordu. Çatalhöyük kazılarıyla, uygarlığın başlangıcı kabul edilen “yerleşik hayata geçişin” burada başladığının keşfi, hepimizi biraz Çatalhöyüklü yaparken, höyükte MÖ 9000’li yıllara ait eserlere ulaşıldı. Afrika’dan gelen ilk insanlar burada ilk yerleşik düzeni MÖ 7400’lerde kurmuşlardı. Çatalhöyük artık UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindedir.

Antik kentleri gezerken, bu coğrafya halklarının atası olara bilinen Luvi-Pelasglardan tutun da Hattilere, Hititlere, Makedonyalılara, Roma döneminden Doğu Roma (Bizans) dönemine, Selçukludan Osmanlı dönemine tarihin izlerini peş peşe sürmek mümkündür.

Anadolu’da günümüze ulaşmış kent sayısı 150’yi aşmaktadır. Bu sayı günümüz kent sayısının iki katına yakındır. İlkçağda bir yerleşime “kent” denebilmesi için kamusal kurumların yanında pazaryeri, çeşme, tiyatro, okul ve hamamdan oluşan kent çekirdeğinin bulunması gerekliydi. Bu sayılan yapılar yoksa orası bir kent değil, yerleşim alanı olarak kasaba ya da köy sayılıyordu. Kent kültürünün oluşmasında bu yapıların belli başlı işlevleri vardı. Bizler de bugün antik kentleri öteki yerleşimlerden ayırırken bu yapılara bakıyoruz.

Günümüze ulaşmış kentlerin çoğu Roma döneminden kalmadır. Romalılar kendilerinden önce kurulmuş kentleri, gelişmiş yeni mühendislik bilgileri doğrultusunda onardırlar, bazılarını büyüttüler., değiştirdiler. Anadolu’da bayındırlık faaliyetleri, Selçuklular ile Cumhuriyet dönemi dışında en çok Romalılar döneminde gerçekleşmiştir. Romalıların Anadolu’ya ilgisi biraz Osmanlı’nın Arabistan’a ilgisine benzer. Osmanlı’nın Arabistan’a ne vergi ne asker toplamadan tek yanlı bayındırlık hizmeti götürmesi, onun Arap kökenli dini inancı yüzündendi. Benzer bir düşünceyle, Troia’dan giden bir kahramanın (Aienias) Roma kentini kurduğu inancı, Romalıların Anadolu’ya ayrı bir önem vermesine neden olmuştur. Köklerini bir Anadolu kentinde gören Romalı yöneticilerin gözünde Anadolu ayrıcalık taşıyordu. Ayrıca Anadolu’nun zengin doğal kaynaklarının da Suriye, Filistin ve Mısır’ın elde tutulabilmesi için askeri yönden stratejik öneminin de farkındaydılar. Sonuçta Anadolu’da yeni kentler kurup eski kentleri gelişmiş mühendislik bilgileriyle onardılar. Bu nedenle, günümüze ulaşan Anadolu kentlerinin, Roma döneminden izler taşıdığını, kuruluş tarihleri daha eski bile olsa biraz Romalılaşmış olduklarını söyleyebiliriz.

Birçok antik kente sahip Anadolu’nun zenginliğinde, Lydialılar (Lidyalılar), Phrygialılar, Lykialılar, Mysialılar, Karialılar, Kappadokialılar, Urartular gibi yerli halkların katkıları yanında, her bölgenin zengin ve özgün eserlerini, kültür farklılıklarını gözden kaçırmadan incelemek gerekiyor. Anadolu’nun kültür zenginliğine, güneydoğusundaki Sümer kültürünün, doğusundaki Persler yoluyla Asya kültürünün, güneyinden deniz yoluyla ulaşan Mısır kültürünün büyük etkisi olmuştur. Tarihin erken döneminde birçok koldan gelip burada birleşerek senteze ulaşan değişik kültürler, çağdaş insanlığın şafak vaktinde ortaya çıkarak, bugün bile hepimizin günlük hayatını ebediyen etkileyen insanların yetişmesine sebep oldular. Bu insanlara örnek olarak; Miletos’ta matematiğin ve fiziğin ustası Thales-Psagor; Ephesos’ta diyalektik felsefenin kurucusu Herakleitos; Smyrna’da Homeros; Halikarnassos’ta tarihin babası Herodotos, yüzlerce düşünürden ilk akla gelenlerdir. Onların eserleri, Karca, Likce gibi yerel dillerin yok olmasına karşın, İskender’den sonra yaygınlaşan Helence kopyalarıyla günümüze ulaşabilmiştir.

Bu coğrafyada kültürlerin bir öncekinin mirasçısı olduğunu İstanbul’daki Süleymaniye’nin, ondan yaklaşık bin yık önce yapılmış Ayasofya’nın devamı oluşunda gördüğümüz gibi, yer adları konusunda da bu devamlılığa tanık oluruz. Günümüz Anadolu halkının Hititlerden bu yana bilinen yer adlarının çoğunu içselleştirerek devam ettirdiğini biliyoruz. Örneğin, Hitit döneminde Anzila, Roma döneminde Zela, şimdi Zile diyerek ya da Roma dönemindeki Pergamon’a Bergama, Saroz Irmağı’na Sarız, Ankyra’ya Ankara, Caesarea’ya Kayseri, Mylasa’ya Milas diyerek binlerce adı yüzlerce yıldan beri sürdürdüğünü görüyoruz.

Güneybatı Anadolu’daki Lykia kentlerinin milattan yüzlerce yıl önce, bugünkü anlamda olmasa da federal, demokratik bir yapı kurduğu anımsanmalı; Patara, Tlos, Kibyra, Oinoanda gezilirken, bu düşüncenin ABD’nin federal kuruluşuna kaynaklık ettiği unutulmamalıdır.

İlkçağda kentlerin, can güvenliği nedeniyle, ulaşımı güç zirvelerde kurulduğunu, ancak imparatorluklar döneminde, güvenliğin sağlanmasıyla kentlerin ovalarda geliştiğini biliyoruz. Zorunluluk nedeniyle dağların kayalık, kıraç doruklarında kurulmuş kentlerin su kaynaklarından uzak olduğu bir gerçek. Bu sarp yerlerdeki su kültürünün nasıl işlediği; kentin su gereksinimini aylarca karşılayacak çözümün ne şekilde sağlandığı; yağmur sularının damla ziyan edilmeden özel tecritli kuyularda bozulmadan saklanışı Selge, Sillyon, Aigai, Termessos ve daha pek çok kent gezilirken incelenmelidir. Günümüzde su kaynaklarının hızla tükendiğini düşünürsek, geleceğimiz için bu kentlerin bize öğreteceği çok şey olduğunu görürüz. Ephesos’ta, Perge’de, Phaselis’te hamamların ısınma teknikleri, kanalizasyonun gelişmişliği gözden kaçırılmamalıdır.

Çok önceleri Anadolu’da başlamış olan planlı kent kurma eylemi Roma döneminde değişip gelişti. Kentlerde ticaret, eğitim, konut ve sosyal alanlar önceden planlı olarak hayata geçiriliyordu. Günümüz kent plancılarının sık kullandığı birbirini dik kesen ızgara yol planının (Hippodamos Planı) ilk uygulandığı kentler arasında Miletos’u, Priene’yi, Knidos’u sayabiliriz. Kent planlarında tapınaklar, pazaryeri (agora) yanında tiyatrolar da önemli yer tutar. Dağ başındaki kentlerde bile bir tiyatro olması, onun bir kitle eğitim aracı olarak görülmesinden ileri geliyordu. Açıkhava tiyatrolarında şenlik, ziyafet, toplu duyuru, mim gösterileri yanında gezici sanatçıların gösterileri de yer alıyordu. Roma döneminde büyük kent tiyatrolarında popüler olan gladyatör dövüşleri ve vahşi hayvan gösterileri için tiyatrolarda yapılan değişiklikleri görmek mümkündür. Bu bağlamda, ören yerleri gezilirken, bazı tiyatroların orkestra kenarlarının duvarla yükseltildiğine dikkat edilmelidir.

Gezgin, zengin Anadolu antik kent kültüründe, çoktanrılı dinlerin egemen olduğu dönem ile tektanrılı dinlerin hakimiyet kurduğu dönem arasındaki yapı farklılığına dikkat etmelidir. Çoktanrılı dönemin görkemli ürünleri, tektanrılı dinlerin Anadolu’da hakim olmasıyla, aynı görkemini sürdüremedi. Bu doğaldı: Tektanrılı dinlerin dogmatik, tutucu karakteri kentlerin sosyal hayatını değiştirirken, başta tapınaklar ve tiyatrolar olmak üzere birçok yapının yıkımını getirdi. Aklın ve mühendisliğin yerini dogmanın aldığını, çoktanrılı Roma döneminin özenli yapılarına karşın, tektanrılı Doğu Roma dönemi yapılarının üstünkörülüğünü dikkatli ziyaretçi görecektir.

Antik kentlerimizi gezen ziyaretçiler, bu topraklarda yaşamış yurttaşlarımızın binlerce yıl önce neler ürettiklerini kent planlarında, yer seçiminde, kalıntılardaki mimari elemanlarda, yontularda görecekler. Antik kentlere giren her ilgili ziyaretçinin değişmiş olarak çıkacağını umuyorum.

Yaşar Yılmaz

Bodrum, Ağustos 2013

DOĞU AKDENİZ

Doğu Akdeniz Bölgesi'nde bulunan "Anavarza", "Anemourion", "Apandos", "Diocaesarea", "Elaiuss-Sebaste", "Kastabala", "Komana", "Magarsa", "Mampsista", "Soloi" antik kentlerinden aşağıdaki seçkileri bulabilirsiniz. devamı...
İÇ ANADOLU - BATI KARADENİZ

İç Anadolu ve Batı Karadeniz Bölgesi'nde bulunan "Amastris", "Ankyra", "Anzilia", "Hattuşa", "Kieros", "Pessinous", "Teion" antik kentlerinden aşağıdaki seçkileri bulabilirsiniz. devamı...
1 2
Ziyaretçi Defteri
Adınız Soyadınız:
E-posta :
Başlık:
Mesaj:
Türkiye'nin antik kentleri
Türkiye'nin antik kentleri
Böylesine değerli bir eseri ve çalışmayı gerçekleştiren,yayınlayan ve emeği geçen herkesi kutluyorum